Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Kadın’ın Bitmeyen Çilesi - 16  (Okunma sayısı 1294 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 23, 2012, 05:43:19 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Bu aşamada yazar, iki alıntı katmış kitabına. Aşağıda bunlardan ilki...





'Komşunun Bahçesini Sulamak'
(Cumhuriyet 23.08.2006 Ergin Yıldızoğlu)

…Geçen 20 yılda, dünyada, ama en çok Çin ve Hindistan gibi yükselen güçlerin ülkelerinde, toplam nüfus içinde kadınların payı hızla azalmaya başlamış. Bu, gelecek 10 yıl içinde, özellikle yükselmekte, yükselirken de enerji, su ve gıda kaynakları açısından bir ''yaşam alanı'' sorunuyla karşılaş-makta olan ülkelerde, sayıları hızla artan, bekâr, evlenme olasılığı çok düşük, genç ve çoğu kez işsiz ya da düşük ücretle çalışmak zorunda kalan, huzursuz, cinsel olarak tatminsiz bir genç erkek nüfusun oluşması demek: Patlamaya, kışkırtılarak savaşlara yönlendirilmeye hazır bir libido enerjisi...
Bir Hint atasözüne göre, ''Kız çocuk sahibi olmak komşunun bahçesini sulamaya benzermiş''; bir Çin atasözüne göre de ''başkasının tarlasını sürmeye''.
Ataerkil toplumlarda kız çocuğun ikinci sınıf insan, ailesine yük olarak görülmesinde şaşılacak bir şey yok. Ancak, ağustos ayında yayımlanan iki çalışmanın (Jedidah Purdy, ''Yeni Biyopolitik Demokrasi''-2006 ve Isabelle Attané, ''Erkek çocuk tercih ediliyor, kız çocuklar düşürülüyor'' Le Monde Diplomatique, Ağustos, 2006) gösterdiği gibi, kız ve erkek çocuk doğumları arasındaki tarihsel, doğal denge 1980'lere, kimi bölgelerde 1990'ların ortasına kadar bozulmadan gelebilmiş. Diğer bir deyişle tarihte, ataerkil toplumlarda tercih erkek çocuktan yana olmakla birlikte, kız çocuklarını yok etmeye yönelik sistemli bir girişime rastlanmıyor.
Öyleyse, ilk kez, Nobel ödüllü Hintli ekonomist Amaratya Sen’in 1990'da ışık tuttuğu gibi kız nüfusunun hızla gerileyerek, dünyada, doğal denge duru-muna kıyasla 100 milyon kız çocuğu açığı oluşmasının arkasındaki esas dinamik, ataerkil toplumsal özelliklerden kaynaklanmıyor. Nitekim, ataerkil-likte hiç kimseden geri kalmayan Müslüman topluluklarda kız ve erkek çocuklar arasındaki doğal denge son yirmi yılda dahi bozulmadan bugüne kadar korunmuş. Bu doğal dengenin hızla bozulma nedenlerini, ataerkilliğe ek olarak devreye giren başka etkenlerde aramak gerekiyor.
Doğal dengenin bozulduğu dönemle, bölgelere bakınca karşımıza, ilk önce, hamileliğin daha başındayken çocuğun cinsiyetini saptamaya olanak veren teknolojilerin yaygınlaşması, kolay erişilen ucuz olanaklar yaratması çıkıyor. Böylece ''bazı'' ataerkil toplumlarda aileler kız çocuklarını daha doğmadan imha etme olanağı buluyor; evlenme yaşına kadar bakacakları, sonra da ailenin servetinin bir kısmıyla birlikte bir başka aileye devredecekleri bir kız çocuk yetiştirmekten kurtuluyorlar. Ancak bu da yeterli bir açıklama değil. Çünkü bu teknolojiye herkesten önce sahip olan Batı toplumlarında böyle bir uygulama pek görülmüyor, doğal denge korunmaya devam ediliyor. Rusya, Ukrayna, İran ve Türkiye, genelde Müslüman toplumlarda da öyle.
Bu hızlı bozulmanın yaşandığı ülkelere ve döneme daha yakından bakınca, karşımıza, 1980'lerin ortasından itibaren Hindistan; tarımda özel toprak mülki-yetine, piyasa ekonomisine dönüşle birlikte Çin, 1990'ların ortasından bu yana, SSCB çöktükten sonra, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Vietnam, Güney Kore, Endonezya, Tayland çıkıyor. Çin otuz yıl önce kadın erkek eşitliğinin en şiddetle savunulduğu, uygulandığı ülkeydi. Şimdi kadın erkek dengesinin en hızla bozulduğu ülkelerin başında geliyor. Güney Kore, Endonezya ve Tayland 1980'lerde metalaşmanın zaten ileri düzeyde geliştiği ülkelerdi. Öyleyse, demografik kriz neden 1990'ların ikinci yarısında ortaya çıktı? Bu sorunun cevabını da Asya krizinin yıkıcı etkilerinde aramak gerekiyor.
Gittikçe ağırlaşan ekonomik koşullarda yalnızca kendini düşünen, ataerkil ideolojinin de etkisinde yaşayan erkeklerin elinde, doğacak çocuğun cinsiyetini öğrenme olanağı geçince de, karşımıza, adeta Amin Maalouf'un ''bir türün toptan intiharı'' dediği bu tehlikeli karışım çıktı. Özetle, ''küreselleşme'' döneminde, ekonomik liberalizmin yayılmasından kaynaklanan ve bireyciliği körükleyen hızlı metalaşma ve teknoloji, ataerkillikle birleşince ekonomik, jeopolitik, ekolojik kriz eğilimlerine bir de demografik kriz eğilimi eklenmiş oldu.

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
1889 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 04, 2012, 04:37:42 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1633 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 06, 2012, 03:59:08 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4329 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 12, 2012, 04:38:38 ÖS
Gönderen: ADAM
4 Yanıt
1977 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 26, 2012, 08:46:04 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1958 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 15, 2012, 03:30:46 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1498 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 17, 2012, 05:04:47 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2636 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 18, 2012, 01:29:42 ÖS
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
1730 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 01, 2012, 10:44:09 ÖÖ
Gönderen: enelsır
0 Yanıt
1757 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 13, 2012, 05:23:35 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1840 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 14, 2012, 03:13:34 ÖS
Gönderen: ADAM