Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Kadın’ın Bitmeyen Çilesi - 12  (Okunma sayısı 1950 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 14, 2012, 01:25:43 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



Bu aktarımı unutmuş gibiydim. Forumda bundan önceki ileti hatırlamama vesile oldu. Devam ediyorum. Yine unutursam, ilgilenerek okuyan katılımcılardan biri  bana bir özel ileti ile hatırlatsın lütfen.




Hindu Dininin Kadına Bakışı ve Günümüzdeki Durum

-   Eski Hind hukukuna göre, kadın; evlenme, miras ve diğer işlemlerde hiç bir hakka sahip değildir. Kadın iğrenç eğilimlere, zayıf karaktere ve fena bir ahlâka sahip olduğundan dolayı, Manu Yasaları, onu, çocukluğunda babasına, gençliğinde kocasına, kocasının ölümünden sonra da oğluna veya kocanın akrabasından bir erkeğe bağlı olmaya mecbur etmiştir. Hatta bazı zamanlar, ona kocanın ölümünden sonra hayat hakkı bile tanınmamıştır. Koca öldüğünde, o da öldürülmüş veya kocası ile birlikte diri diri yakılmıştır.
-   Erkeklerle kıyaslandığı zaman Hindu kadını adeta bir köle gibidir ve en doğal haklarını bile kullanmaktan menedilmiştir.
-   Kökleri yüzyıllar önceye kadar uzanan kutsal metinlerde kadın aşağılanmış olduğuna göre günümüz Hindistan’ında zaten değişik bir anlayışın varlığını beklemek abestir. Genç kızlığında baba ve annesi yanında ağabeyinin baskısı altında özgürlüğünü yaşayamayan Hint kızları evlendiktan sonra ölünceye kadar kocasının ailesinin bir parçası olmaktadır.
-   Evlilik töreninde kadının giydiği “sari” adlı geleneksel kıyafet öldüğü zaman onun kefeni olacaktır. Bu bağlamda evlilik kadın için bir nevi kölelik olarak değerlendirilebilir. Evlilikten sonra yaşamak kadın için bir yük, bir sıkıntı kaynağı olmaktadır. Çünkü erkek sadece koca demek değildir, tapılması gereken bir varlıktır:
-   “Bir kadının nirvanaya ulaşması için tek yol kocasına tapmasıdır.”
-   Koca efendidir ve kayıtsız bir şekilde ona uyulması ve saygı gösterilmesi gerekir. İyi bir Hindu kadını kocasına bir tanrıya tapar gibi tapmalı; kocasının isimlerini yüzüne karşı telaffuz etmekten kaçınmalıdır.
-   Evlenmeden önce babanın otoritesi altında olan kadın, evlendikten sonra kocanın otoritesi altına girer. Her iki durumda da kadının kişiliği yok sayılır ve hükmedilen konumundadır. Bu kültür ve coğrafyada yaşayan kadınların büyük bir çoğunluğunun kadın hak ve özgürlükleri konusunda ileride olan batı kültürüyle doğrudan bir temasları olmadığından, içinde bulundukları koşulları yadırgamaz, normal karşılar.
-   Asırlardır süren geleneklerinden, din adamlarından ve kutsal kabul ettikleri metinlerden güç alan Hinduların kadınlara yönelik barbar uygulamalarından bazıları şöyledir:
-   •  Kadının tek başına, bağımsız bir şekilde bir karar vermesi yasaktır. Böyle bir hak arayışı yasaklanmıştır. Hindu yaşamında önemli bir yere sahip olan Manu'da kadınlardan "köpek-pişiriciler" olarak bahsedilir. Bu metinlerde yer alan emirlere göre kadınların mülk edinme hakları yoktur. Kadın her türlü işte çalışıp para kazanabilir. Ama tüm kazandıkları babasına, eşine ya da dul ise oğluna aittir.
-   • Hindu dinine göre kız çocukları 7 yaşından itibaren evlendirilebilirler. 8 yaşında bir kız çocuğunun ideal eş olduğuna inanılır. Bu uygulama, İngiliz sömürge yönetimi tarafından 1891 yılında yasaklanmış, ancak bu yasak Hindu din adamları tarafından geleneklerle çeliştiği için şiddetle protesto edilip, hayata geçirilmesi engellenmiştir. Hindistan'da çocuk evlilikleri hâlâ toplumun çok büyük bir kesimi tarafından uygulanmaktadır.
-   • Boşanma hakkı sadece erkektedir. Kadın ne tür bir zulme, baskıya, şiddete maruz kalırsa kalsın eşinden boşanamaz. Her durumda eşine itaat etmeli, gördüğü muameleye razı olmalıdır. Manu'da bu durum "...Eğer kocasının herhangi bir özel yönü yoksa bile, onu kendi tanrısı gibi saymalıdır" şeklinde sapkın bir emirle hükme bağlanmaktadır.
-   • Bu inanış günlük hayattaki uygulamalarda da görülür. Eski dönemlerde Aryan erkekleri eşleri izinsiz olarak evden çıkarlarsa onların kulaklarını ve burunlarını kesme hakkına sahiptiler. Bu uygulama hâlâ Hindistan'ın bazı kırsal bölgelerinde devam ediyor.
-   • Kast ayırmaksızın, tüm kadınların eğitim için kullanılan temel kitap-ların büyük bir bölümünü okumaları yasaktır. Kadınlar aynı zamanda Hindu yazılı metinlerini, özellikle de Vedaları, okuyamaz, öğrenemezler.
-   • Drahoma, yani erkeklerin aldığı başlık parası, Hindu geleneklerinden kaynaklanan bir diğer zulümdür.
-   1961 yasasıyla yasaklanan drahoma hâlâ Hindistan'da yaygın olarak sürmek- tedir. Drahomayı bu kadar önemli kılan şey, bunun kadınlara karşı baskı, işkence ve zulüm amaçlı olarak kullanılmasıdır. Evlilik sırasında kızın ailesi erkeğin ailesine çok büyük bir para verir. Evlilikten sonra da erkeğin ailesi sık sık para ve mal taleplerinde bulunabilir ve kimi zaman bunu elde etmek için şiddete başvurur. Bazı erkekler başka bir drahoma daha elde etmek için tekrar evlenmek isterler. Bunun için de genelde genç eşlerini yakarak katlederler. Bu katliamlara intihar ya da ev kazası süsü verilmektedir. Dolayısıyla Hindistan'da "ev kazası" ile ölen kadınların oranı oldukça yüksektir.
-   • Hindistan'da kızları olan aileler drahoma nedeniyle büyük bir huzursuzluk yaşamaktadırlar. Çünkü hem büyük bir drahoma verecek, hem de evlendikten sonra kızlarının nasıl bir muameleyle karşılaşacaklarını tahmin edemeyecek-lerdir. Son yıllarda hamilelik aşamasında cinsiyetin tespit edilmesinin kolaylaşması, korku içindeki aileleri çok büyük bir vahşete itmiştir.
-   The Times of India gazetesinde "Cinsiyet testleri geliştikçe kürtaj arttı" gibi haberler çıkmış ve aynı yıl Bombay'daki bir araştırma, böyle bir testle birlikte tümü kız olan 8.000 fetusun alındığını göstermiştir.
-   • Darwinist teorisyenler tarafından geliştirilen ve en acımasız uygulamaları Nazi Almanyası'nda yaşanan öjeni yani sağlıklı nesil yetiştirme saplantısının sonucu yaşanan vahşetin yeni merkezi, Hindistan'dır. Yeni doğan kız çocuklarının öldürülmesi Hindu dininin en eski kitaplarındaki kadınlara yönelik acımasız emirlerden kaynaklanmaktadır. Örneğin Aryan metinlerinde bu vahşi gelenek "Bu andan itibaren yeni doğan bir kız çocuğunu reddet ve bir erkek çocuğunu sahiplen" sözleriyle onaylanmaktadır. Atharva Veda'da ise "Bırak kız çocuğu başka bir yerde doğsun, burada erkek çocuğun doğmasına izin ver" şeklinde bir emir bulunur. Bir kız çocuğu doğuran kadın suçluluk duymaktadır. Bu yüzden yeni doğan kız çocuklarını öldürme, yükten kurtulmanın kolay bir yolu olarak görülmektedir. Kız çocuklarına yönelik bu insanlık dışı uygulama tarih boyunca yalnızca Aryanlar’da değil birçok toplumda görülmüştür.


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ocak 14, 2012, 02:24:23 ÖS
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1800

Sayin ADAM fazla hizli gitmemeniz sartiyla isterseniz ben size hergün hatirlatirim. :) :) :)

Saygilarimla


Ocak 14, 2012, 06:29:46 ÖS
Yanıtla #2
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1800

 
Alıntı
• Darwinist teorisyenler tarafından geliştirilen ve en acımasız uygulamaları Nazi Almanyası'nda yaşanan öjeni yani sağlıklı nesil yetiştirme saplantısının sonucu yaşanan vahşetin yeni merkezi, Hindistan'dır
.

Dedim sayin ADAM sizin paylasimlarinizi ( size ait olmasada ) birkac kez okumak lazim. Ikinci defa okudugumda dikkatimi cekti, keske yazar arkadas burda olsaydida yukardaki cümlesini yani Darwin teorisiyle bu konu arasinda nasil bir baglanti kurdugunu bize daha aciklayici bir bicimde aktarsaydi.

Saygilarimla


Ocak 14, 2012, 07:02:27 ÖS
Yanıtla #3
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Önemli bir konuolsa, Sayın Yalçın Kaya'nın kendisine sorar öğreniriz.

Ancak yanlışlık yapmayalım. Sayın Kaya burada Darwin Kuramı'ndan söz etmiyor. Darwinci kuramcıların ortaya koyduğu ojeni saplantısının bir başka adresi olarak Hindistan'daki uygulamaya değiniyor.

Anlatımı yanlış anlamayalım. Buna karşın bir şey sorulması gerekiyorsa, karşımızdaki kişinin güçlü bir araştırmacı yazar olduğunu göz önünde tutarak sormalıyız.
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ocak 26, 2012, 08:46:04 ÖÖ
Yanıtla #4
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Geçenlerde Sayın Yalçın Kaya ile görüştüm ve Sayın Tij'in bu eleştirel değerlendirmesinden söz ettim.

Sayın Yalçın Kaya, dün bana bir yeni çalışmasının ilk bölümünü gönderdi. Belirttiğine göre, bu aktaracağım bölümde Sosyal Darwinizm ve Öjeni bağlantısı gayet iyi bir şekilde açıklanıyor. Ben sadece olduğu gibi aktarıyorum.

Umarım Sayın Tij ile birlikte diğer izleyenlere de yararı olur.




Sosyal Darwinizm Nedir?



-   Ünlü İngiliz bilgini Charles Darwin (1809-1882) insan dahil tüm canlı türlerinin doğal seçilim yoluyla bir ya da birkaç ortak atadan evrildiğini öne sürmüş ve o günün şartlarına göre bu teoriyi destekleyen pek çok kanıt sunmuştu. Darwin'in düşünceleri üzerine inşa edilen modern evrim teorisi, bugün biyoloji biliminin temeli ve birleştirici öğesidir. Evrimin gerçekleştiği gerçeği Charles Darwin'in yaşadığı dönemde, doğal seçilim teorisinin evrimin ana açıklaması olduğu ise 1930'lu yıllarda bilim dünyası tarafından kabul görmüştür. Darwin'in orijinal teorileri modern evrimsel biyolojinin temelini oluşturmakta, hayatın çeşitliliği üzerine birleştirici bir mantıksal açıklama sunmaktadır.
-   On the Origin of Species by Means of Natural Selection, or The Preservation of Favoured Races in the Struggle for Life (Doğal Seçilim ile Türlerin Kökeni, veya Hayat Mücadelesinde Ayrıcalıklı Irkların Korunumu Üzerine) adlı kitabı 22 Kasım 1859'da ilk defa kitapçılara dağıtıldı.
-   Kısa sürede büyük popülerlik kazanan ve ilk baskısı tükenen kitap, doğal seçilim düşüncesini ayrıntılı gözlemlere ve dikkatli mantıksal çıkarımlara dayanarak savunuyor, bazı olası itirazlara da önceden cevap veriyordu. Kitapta insan evrimine doğrudan değinilmiyor, sadece teorinin "insanın kökeni ve tarihine de ışık tutabileceği" söyleniyordu.
-   Giriş kısmında yazdığı bir cümle, Darwin'in teorisini basitçe özetliyordu.
-   “Her canlı türü, yaşaması mümkün olandan daha fazla birey doğurduğundan ve bunun sonucu olarak sık sık tekerrür eden bir hayatta kalma savaşı söz konusudur. Yaşamın karmaşık ve zaman zaman değişen koşullarında kendisine fayda sağlayacak herhangi bir değişikliğe sahip olan her canlı, hayatta kalmada daha yüksek şansa sahip olacak ve doğal olarak seçilecektir. Kuvvetli kalıtım prensibi sayesinde, seçilen her cins kendi yeni ve değişik formunu yayma eğiliminde olacaktır.”
-   Darwinci anlayışa göre yaşam kasırgası içinde ancak yaşama gücü olanlar canlı kalırlar ve türlerini sürdürürler. Bu, bir doğal ayıklanma ya da doğal seçme (selection naturelle)'dir. Yaşama savaşında ayakta kalanlar belli özellikler gösterenlerdir. Bu özellikler, soyaçekimle yeni kuşaklara geçmektedir, hem de daha gelişerek.
-   Adaptasyon ya da türleşme gibi genetik süreçlerle beraber değişen koşullara uyum sağlayabilen türlerin varlıklarını devam ettirdiği, uyum sağlayamayan türlerin yok olduğunu öne süren Darwin, evrimi açıklarken ‘survival of the fittest’ yani ‘en uygun olanın hayatta kalması’ deyimini kullanır. Darwin’in bu savını başka amaçlarla kullananlar “en güçlü olanların hayta kalacağını” öne sürerek Darwinist görüşlere bir eklenti yapma gereğini duymuşlardır.
-   Aslında Darwin’in evrim kuramını ortaya atmasından yüzyıllarca önce bile bitki ve hayvan yetiştirenler, kuraldışı özellikler gösterenleri birbirlerine aşılaya aşılaya yeni türler elde etmesini biliyorlardı. İnsanların bile yapabildiği bu aşılamayı doğa daha kolaylıkla ve doğal olarak yapmaktadır.
-   Sonraki yıllarda evrim teorisi üzerinde yapılan tartışmalar çoğu kez güçlü olanın yaşam savaşını kazanacağı, güçsüz olanın ise yok olacağı savını öne sürenleri yenilgiye uğrattı.
-   Örneğin büyük bir fırtınaya yakalanan çekirge sürüsü içinde kanadı kırık olduğu için uçamayan bir dişi çekirge, avantajını kullanarak uçabilen ama fırtınaya yakalanarak tümden yok olan bir sürünün tek ayakta kalanı olarak neslini sürdürebilir. Demek ki önemli olan güçlü olmak değil “çevreye uyum sağlayabilmektir.”
-   Darwin’in evrim teorisi konusunda kısa olarak verdiğimiz bu bilgilerden sonra sosyal Darwinizm’in ne olduğunu incele-meye geçebiliriz.

Sorunlu Bir Kavram: Sosyal Darwinizm

-   Toplumsal alanda güçlü olana yaşama olanağı tanıyan ve yanlış bir biçimde "Sosyal Darwinizm" adı verilen görüş tamamen bilimsel temelden yoksundur. Dolayısıyla böyle bir görüşü Darwin'in adıyla anmak ve bu görüşün temel etkilenim zemininde Darwin'in yazdıklarının bulunduğunu ima etmek, hem Darwin'e büyük bir haksızlık hem de Darwin'i anlamadan ahkâm kesmek anlamına gelir.
-   Sosyal bilimlerin gelişimine bakıldığında, bu bilimlerin doğa bilimlerinin yöntem ve kavramlarını taklit ederek işe başladığı görülür. August Comte'un yaptığı işe "sosyal fizik" adını vermesi bu bakımdan bir rastlantı değildir.
-   Bunun gibi, pek çok kavram ve bakış açısı da, ister istemez, 18. ve 19. yüzyılda büyük bir gelişim ve sıçrama göstermiş olan biyolojiden devşirilmiştir. Ancak özellikle 19. yüzyılda dünyaya egemen olan ilerleme paradigması ve dönemin kültürel iklimi, bu kavram ve bakış açılarının gelişigüzel ve özensiz biçimle aktarıldığı kuramsal yapılan-malara ve toplum felsefelerine yol açmıştır. Evrimciliğin ve organizmacı toplum analizlerinin bu alana girişi bu şekildedir.
-   Belli bir alandan kavram ve bakış açılarının, o alanın içinden gelmeyenlerce "seçilerek", kavram ve bakış açılarının içerikleri tam olarak kavranmadan ya da kavransa bile ayrıntılar görmezden gelinerek başka bir alana aktarılması, sadece 19. yüzyılda değil bugün de ciddi sorunlara yol açmaktadır.
-   Örneğin fizikteki belirsizlik ilkesi toplumsal alana bu şekilde aktarılmıştır. Postmodern yaklaşım içinde doğa bilimlerinden temellendirme arayanların "çoğul gerçekliğin" tanığı olarak birtakım fiziksel ve biyolojik verileri kullanmaları da buna örnektir.
-   Tıpkı bu biçimde biyolojideki buluşları ve gelişen kuramları, kaba biçimde ve tam olarak da anlamadan toplumsal dünyaya uyarlayanlar ve toplumsallığı izahta bu kuramlara başvuranlar, yine biyoloji alanının dışından çıkmış, yukarıda andığımız sakıncalarla özürlü analizlerin yaratıcısı olan kişilerdir.
-   Kimi zaman bunun tersi de olur. Yani doğa bilimlerinin içinden gelenler, dünyayı kavramak bakımından kendi yöntemlerinin pekinliğine öylesine güvenirler ki toplumsal alanı analiz etmek için "bu yöntemle bakmanın" yeteceğini düşünürler ve toplumsal alanı kendi etkinliklerinin nesnesine indirgerler.
-   20. yüzyılda gelişen ve sosyobiyoloji adı altında sergilenen çalışmalar, sosyal davranışın biyoloji, daha özgün olarak evrimsel biyoloji temelli olarak ele alındığı disiplinlerarası bir çalışmadır. Sosyobiyoloji, davranışların sahip olabileceği evrimsel avantajları göz önüne alarak türlerin sosyal davranışlarını açıklamaya çalışan bilimsel disiplinlerin neo-Darwinci bir sentezidir ve tartışmalı bir disiplindir.
-   Nitekim Richard Lewontin'in (1929-…) 20. yüzyılda gelişen sosyobiyoloji kuramı karşısındaki duruşunun teme-linde de bu sözde-bilimsel tavrın eleştirisi yatmaktadır.
-   Bunun gibi "Sosyal Darwinizm" kavramına baktığımızda da bu karşılıklı indirgemeci tavrın tipik bir örneğini buluruz.
-   Sosyal Darwinizmi incelerken gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta vardır. O da Darwin’in "güçlü olan"dan değil " koşullara uyum sağlayan"dan söz etmesidir.
-   Biyolojideki "uyum sağlama yetisi" güçle ve iradeyle ilişkili bir durum değildir, aksine tamamen canlının dışında oluşan doğal koşullardan kaynaklanan rastlantılar ve kendili-ğinden hallerdir; evrim tarihi bunun örnekleriyle doludur.
-   Çok yanlış bir biçimde Darwin'e atfen sosyal Darwinizm adını alan bu indirgeme örneklerinin birinde, toplumsal ve kültürel hayatta da "güçlü olanın ayakta kalacağı" öne sürülmektedir. Sosyal Darwinizm yandaşları daha ileri gidip bu açıklamaya ahlâkî bir yüklem ekleyerek, "bu nedenle güçlü olanın, haklı da olduğu" düşüncesiyle ırkçılığın temellerini atmışlardır. Alman tarih okulunun tarih görüşü tam da böyle bir şeydir: "Tarih bir milletler savaşıdır ve saf ve güçlü olan millet bu savaştan galip çıkacaktır".
-   Sözde Darwin temelli tarih okumasının eleştirisinde de, yani ırkçılık karşıtı yazında da aynı tutarsızlık görülür.
-   Buradaki tutarsızlığın temeli, Alman tarih okulunun Darwin'in adını anmadan ortaya koyduğu Darwin etkileni-minin, burada adı konularak teşhir edilmesidir.
-   Darwin'deki "ırk" kavramı, ırkçılığı dışlar.
-   Bunların arasında en fahiş hata, Darwin'in "ırkçılığını" Türlerin Kökeni kitabının alt başlığında geçen "ırk" sözcüğüne bakarak göstermeye çalışmakta ifadesini bulur.
-   Oysa Sosyal Darwinizm adı verilen düşünme biçimi, aslında Viktorya dönemi kapitalizminin ve Herbert Spencer (1820-1903) gibi toplum felsefecilerinin icadıdır ve bu düşünce tarzı üzerinde, hem kaynakları hem etkileri bakımından hâlâ geniş bir tartışma ortamı yaratmaktadır.
-   Özet olarak şunu söyleyebiliriz. Evrim ve Sosyal Darwinizm birbirinden oldukça farklı kavramlardır. Bu karışıklık bazen bilgisizlikten olmakla beraber, bazen de dini çevrelerce kasıtlı olarak suiistimal edilmektedir.
-   Charles Darwin, ‘Doğal Seçilim Yoluyla Evrim’ teorisinin kuramcısıdır. Onun ismini kullanarak sonradan oluşturulan elitist ideoloji ise Sosyal Darwinizm’dir. Karışıklık burada başlar. "Expelled: No Intelligence Allowed" isimli evrim karşıtı fikirleri savunan bir film 2008’de gösterime girmişti. Bu filmde kasıtlı olarak bahsettiğimiz bu iki kavram, Evrim Teorisi ve Sosyal Darwinizm birbirine karıştırılıyordu ve bu yolla hiç ilgisi olmadığı halde Evrim Teorisinin soykırımlara ve komünizme sebep olduğu iddia ediliyordu. Bu filmin senaryosu, bir “yanlış anlama”nın nasıl kişilerin kendi çıkarları için kurgulanabileceğinin iyi bir göstergesiydi.
-   Tabii bu kafa karışıklığına sahip insanların arasında kötü niyetli olmayanlar da var. Doğrusunu bilmedikleri için onlar da bu propagandayı masumca yayıyorlar.
-   Sosyal Darwinizm; insanlar arasındaki rekabetin sosyal evrimi getirdiğini, bu sebeple insanlığın gelişmesi için zayıfların yok olması gerektiğini belirten bir ideolojidir.
-   Toplumların zengin ve güçlü kişileri, Sosyal Darwinizm’i sosyal elitlerin kalıtımsal olarak daha üstün oldukları iddiasına destek olarak kullanmış ve zayıfların ve güçsüzleri ezilmesinin doğal olduğunu savunmuşlardır.
-   Sosyal Darwinizm de esasen bir yanlış adlandırmadır. Charles Darwin kendisi böyle bir ideolojiyi kurmadığı gibi benzer fikirleri de desteklememiştir. Darwin, toplumun zayıf bireylerine sahip çıkmanın insanlık görevi olduğunu, bu bağlamda empati duygusunun da insanın geliştirdiği evrimsel bir özellik olduğunu belirtmiştir.
-   Yukarıda Elitizm olarak da adlandırdığımız bu ideoloji, esasen Darwin’den de eskiye dayanmaktadır. Darwin’in evrimi açıklarken kullandığı “en uygun olanın hayatta kalması” tanımı, Sosyal Darwinizm içinde “en güçlü olanın hayatta kalması” şekline dönüştürülerek, aynı ideoloji destek-lenmeye çalışılmıştır.
-   Darwin’in kuramı olan Evrim Teorisi dünyada yaşayan sayısız canlının kökenlerini doğal seçilim ile açıklayan bilimsel bir kuramdır. Evrim teorisinin ahlaki veya etik olarak değerlendirmesi zaten anlamsızdır, zira bu teori son derece uzak bir geçmişten günümüze doğada yaşanmış olayların özetine dair bilim adamlarının yorumundan ibarettir.
-   Sosyal Darwinizm, toplumda, tıpkı doğada olduğu gibi en güçlü olanların ayakta kaldığı bir varoluş mücadelesinin yaşandığını öne sürmekle kalmaz, bu yaşama savaşının bir bütün olarak toplumun gelişmesine ve ilerlemesine hizmet ettiğini savunur.
-   Bu anlayış, güçlüyü, toplumsal mücadelede ayakta kalanları bencil, yarışmacı, tutkulu, zengin, yaratıcı ve zengin zeki ve saldırgan olarak, buna karşın yaşama savaşından yenik çıkanları da güçsüz, pısırık, özgeci, korkak, budala gibi terimlerle tanımlar.
-   Sosyal Darwinci görüş, doğal ayıklanma ve varoluş mücadelesinin günümüz toplumunda hâlâ var olmakla birlikte, özellikle doğal ayıklanmanın yüzyıl öncesine kadar yoğun bir biçimde yaşandığını savunur.
-   Oysa günümüzde, var oluş mücadelesi, bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelerin sonucu olarak nispeten yatışmış ve yalnızca koşullara en iyi biçimde uyum sağlayan insanların değil de, yok olmaya mahkum olan bireylerin de varoluşlarını sürdürecekleri bir durum ortaya çıkmıştır.

Sosyal Darwinizm Akımının Sonuçları


-   Canlı organizmalar arasındaki rekabetin çevreye en uygun olanın yaşamaya devam etmesi yoluyla biyolojik evrimsel değişikliğe neden olmasına dayanarak yaratılan sosyal Darwinizm, bireyler, gruplar veya uluslar arasındaki reka-betin de insan topluluklarında sosyal evrime neden olduğunu öne sürüyordu.
-   Bunun sonucu olarak neredeyse tüm totaliter yönetimler,   -Faşizm, Nazizm gibi- insan ilişkilerine sosyal Darwinist bir bakış açısı ile yaklaştılar. Bu sistemde amaç üstün bireyleri desteklemek ve zayıf bireyleri sistem dışına taşımaktır. Ekonomik uygulama açısından ise, başarılı işadamlarının çıkarlarını savunup ve onları teşvik ederken işçi sınıfının sendika ve diğer kuruluşlarını yok etme şeklinde kendini gösterir.
-   Sosyal Darwinizm, Darwin’in adını taşımasına rağmen esas olarak kuramı ilk geliştirenler Herbert Spencer, Thomas Malthus, Francis Galton gibi başkaları olmuştur.
-   Sosyal Darwinizm terimi ilk defa 1879’da Oscar Scmidth tarafından “Popüler Bilim” dergisindeki bir makalede kulla-nılmakla beraber 2. Dünya Savaşı sırasında (1944) Amerikalı tarihçi Richard Hofstadter’in (1916-1970) “Amerikan Düşüncesinde Sosyal Darvinizm” adlı kitabından sonra gündemden düşmemiştir.
-   Sosyal Darwinizm’in diğer sosyal değişiklik kuramla-rından farkı, değişikliğin biyolojik alandan sosyal alana aktarılmasında yatar. Bununla beraber konunun ilginçliği pek çok felsefi tartışmaya ve araştırmaya neden olmuştur.
-   Sosyal Darwinizm terimi, genellikle belirttiği kavramı savunanlar değil, eleştirenler tarafından kullanılır. Sosyal Darwinistler, Darwin'in ırklar arasında hiyerarşi olduğunu öne süren şu sözleriyle ırkçılığa destek sağladığını öne sürerler.
-   "Gelecekte, yüzyıllarla ölçülemeyecek kadar kısa bir zaman sonra, medeni ırklar neredeyse kesinlikle vahşi ırkları dünya çapında yok edecek ve onların yerine geçecektir. Prof. Schaaffhausen'in de belirttiği üzere, insan benzeri maymun-ların da soyu şüphesiz ki kurutulacaktır. Böylece aradaki fark açılacaktır, zira insan daha medeni bir duruma gelecek. Umarız ki sadece beyaz ırk kalacak ve maymun bir babun kadar alçalacak, böylece şu anda bir zenci veya Avustralyalı Aborjinle goril arasında var olan yakınlık ortadan kalkacaktır."
-   "...Doğal seçilim için yapılan mücadelenin uygarlığın gelişmesine katkısının sizin kabul ettiğinizden daha fazla olduğunu ve olmaya devam da ettiğini ispat edebilirim.
-   Avrupa milletlerinin daha birkaç yüzyıl önce Türkler karşısında ne tehlikelere maruz kaldığını hatırlayın, oysa şimdi bunun fikri bile gülünç geliyor! Kafkas ırkı tabir edilen daha medeni ırklar, varoluş mücadelesinde Türkleri hezimete uğrattılar. Çok da uzak olmayan bir geleceğe baktığımızda, kim bilir daha hangi aşağı ırklar dünyanın dört bir yanında daha yüksek medeni ırklar tarafından yok edilecekler."




 
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
1877 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 04, 2012, 04:37:42 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1619 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 06, 2012, 03:59:08 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4279 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 12, 2012, 04:38:38 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1937 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 15, 2012, 03:30:46 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1484 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 17, 2012, 05:04:47 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2617 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 18, 2012, 01:29:42 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1279 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 23, 2012, 05:43:19 ÖS
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
1711 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 01, 2012, 10:44:09 ÖÖ
Gönderen: enelsır
0 Yanıt
1741 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 13, 2012, 05:23:35 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1805 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 14, 2012, 03:13:34 ÖS
Gönderen: ADAM