Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: TAPINAKÇILAR VE ÖZELLİKLERİ - 2  (Okunma sayısı 1668 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kasım 17, 2009, 08:08:59 öö
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay





Tapınak Şövalyeleri Tarikatı’nın karargâhlarından belli yerlerde kurulu 13’ü, diğerlerine oranla daha üstün tutulmuştu. Bunların üstatları “collegium” (kolej) denilen bir kurul oluştururdu. Bu kurul, tarikatın stratejisini saptayan en önemli organı sayılırdı. Bir büyük üstat öldüğü zaman, yaşam boyu görevde kalacak yeni büyük üstadı bu organ seçerdi. Seçim “çoğunluk oyu” ile değil, mutlaka 13 kişinin birden “oy birliği” sağlanarak yapılırdı.

Önemli bir karar verilmesi gerektiğinde de oylama yapılabilirdi. Ancak oylama, tarikatın yönetiminde demokratik bir yöntem uygulandığını göstermez. Çünkü özgürlük sınırlıydı. Toplantıda sadece ilgili konu üzerinde söz hakkı olanlar konuşurdu. İstediklerini söyleyebilir ama büyük üstadın tutumuna karşı çıkamaz, onu asla eleştiremezlerdi. Nitekim bir karar alınacağı zaman, oylama sonucuna bakılmaksızın büyük üstadın dediği olurdu.

Büyük üstat, sınırsız bir yetkiyle donatılmıştı. Göreve seçimle gelir ama bundan sonra buyrukları ve kararları tartışılamazdı. Örgütü bir imparator gibi yönetirdi. Bu nedenle de 13 üstattan oluşan kurul, aslında bir danışma organı gibiydi. Nitekim büyük üstat, isterse kendisini seçmiş olan kurul üyelerini bile değiştirebilirdi.

Tapınak Şövalyeleri Tarikatı oluşturulduğunda, tüm krallar, prensler ve diğer soylular, kendilerini bu örgüte bağışta bulunmak için âdeta yükümlü görmüştü. Dolayısıyla tarikatı bir sürü taşınmaz mülkle, işlenen tarla ve madenlerden, hayvancılık ve diğer tarım ürünlerinden elde edilen gelirle, topladıkları verginin bir bölümüyle, pazar yerlerinde ya da limanlardaki ticarî etkinliklerden elde edilen kazanç üzerinden pay hakkıyla donattılar.

Hugues de Payen’den sonra büyük üstat olan Robert de Craon zamanında yani 1140’lı yılların başlarında, tarikatın doğrudan sahibi olduğu ya da gelirinin tümünü aldığı taşınmaz mülkün sayısının 600’ü geçmiş olduğu söylenir. Sonraki yıllarda elbette buna örgütün başka etkinliklerinden elde edilen gelirler de eklendi. Zaman zaman ganimet kazandıkları da olurdu.

Bu sınırsız gelirin ve varlığın gerek işletilmesi gerek korunması, çok düzenli ve disiplinli bir ticari organizasyonu zorunlu kılmıştı. Çeşitli meslek ve sanattan elemanlara, birçok memur, özellikle yazıcı ve muhasebecilerin de katılması gerekmişti.

Her ülkede, “il” olarak anılan bölgeler oluşturulmuş, her bölge bir karargâha bağlanmış, başına şövalyeler arasından bir “üstat” yerleştirilmişti. Büyük iller alt bölümlere ayrılmıştı. Bunlardan her birinin yönetiminden sorumlu olan şövalye ise “komutan” (commandeur) olarak anılırdı.

Avrupa’da âdeta bir “holding” kurulmuştu. Bu kurum bir ticari şirket değildi ama günümüzdeki en büyük küresel şirketlerle bile boy ölçüşebilecek bir boyuta varmıştı.

Her Tapınak Şövalyesi adayı, herhangi bir malı, mülkü, parası ya da her nesi varsa bunun tümünü tarikata bağışlamak zorundaydı. Bundan sonra da bireysel olarak hiçbir maddî varlık edinemezdi. Tarikatın temel ilkelerinden biri olan “yoksulluk” kavramı bu anlamda kullanılmaktaydı. Atı, giysileri, kılıcı ve diğer her şeyi aslında ortak maldı; bunlar sadece bir şövalyenin kullanımına tahsis edilirdi. İzinli olduğunda keyfince harcayabilmesi, hiç kimseye borçlu kalmaması için cebine bir miktar harçlık konurdu.

Şövalyelerin cinsel ilişkide bulunması da yasaktı. Tarikata girmeden önce evlenmiş olan bir şövalye, bundan böyle yaşam boyu karısını göremez hatta haberleşemezdi. Eşinin bir rahibe manastırına katılması gerekirdi. Çocukları olmuşsa, bakım ve yetiştirilmeleri için ya akrabalarına verilir ya da bir Sistersiyen manastırına yerleştirilirlerdi. Sonraları önceden evli olanların kesinlikle kabul edilmediği bir döneme geçildi.

Bir Tapınak Şövalyesi, bir kadına ne dokunabilir ne de öpebilirdi; annesi ya da kız kardeşi olsa bile... Kadınlarla sohbet etmesi bile hoş karşılanmazdı.  (Bu kuralın etkisiyle örgütün kapsamında eşcinselliğin gelişmiş olması elbette olağandır.)

Tarikatta “bağlılık” denildiğinde, bu terim her bakımdan geçerliydi. “Verilen bir buyruğu kesinlikle yerine getirmek” anlamını da kapsardı. Bu bakımdan bir Tapınak Şövalyesi için en önemli bağlılık, üstünün sözünü dinlemesi ve her ne istiyorsa yapmasıydı.

Her Tapınak Şövalyesi, önce üstü niteliğini taşıyan komutana, sonra karargâh üstadına, dolayısıyla büyük üstada bağlıydı. Bu hiyerarşik düzene kesinlikle uyulurdu. Tam anlamıyla bir askerî disiplin...



Tapınakçıların birtakım kuralları ve çalışmalarında uygulamış oldukları yöntemler var ki, onlar belki bu anlatmış olduklarımdan daha da ilginç… Çok uzatmamak için bir sonraki yazıma bırakıyorum.

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
2054 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 16, 2009, 08:09:04 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2061 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 21, 2009, 12:57:20 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1763 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 22, 2009, 08:15:49 öö
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
2582 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 17, 2018, 01:22:22 ös
Gönderen: kurt
0 Yanıt
2261 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 25, 2009, 08:25:56 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4316 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 30, 2009, 08:06:37 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4274 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 03, 2010, 11:52:08 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2909 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 04, 2010, 02:00:32 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2203 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 07, 2010, 08:36:53 öö
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
3127 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 20, 2013, 08:15:17 öö
Gönderen: ADAM