Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ANTİK HELENLERİN DÜNYASI - 4  (Okunma sayısı 1284 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kasım 28, 2009, 03:40:31 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7278
  • Cinsiyet: Bay



Atina ve Sparta’da kadınlar, -hangi sınıftan olursa olsun- yurttaşlık haklarından yararlanamaz, yönetim organlarında yer alamazdı. Kendi sınıfından olmayan herkesi baskı altına alıp köleleştiren erkek egemenliği, kendi sınıfından olsa bile kadın üzerinde yoğun baskı kurmuş, onu bir tür “ev kölesi” durumuna getirmişti.

Kadın üzerinde yaratılan erkek egemenliğinin kökeni elbette Ege uygarlıklarıyla başlamaz. Kadının köle gibi bir yaşama zorlanmasına, Mezopotamya uygarlıklarında da rastlanır.

Mezopotamya ve Mısır’da Kadınlar

M.Ö. 1200 yılı dolaylarındaki bir Asur yasasına göre, kadının anne olarak sahip olduğu haklar ortadan kalkmıştır. Boşadığı karısına herhangi bir şey verip vermemek, kocanın insafına kalmıştır. Asur yasaları, bir bakirenin ırzına geçilmesini, her şeyden önce “kızın babasının mülkiyet ve ekonomik haklarına bir tecavüz” olarak değerlendirir. Irz düşmanı evli değilse, cezası kızın babasına bir bakire için ödenmesi gereken bedeli ödeyip, kızla evlenmektir.

Mezopotamya’da bu dönemde saltanat ailesi dışında, genelde evlilikler tek eşli olmakla birlikte, erkeklerin, ilk karılarından çocuk sahibi olamazlarsa, ikinci eş ve ya da cariye alma hakları vardı. Evli kadının zinasının cezası ise ölümdü. Ancak Hamurabi Yasası’na göre erkeğin zina yapan karısını kurtarma hakkı vardı. Bunun yanı sıra kızıyla ahlâk dışı ilişkiye giren babanın cezası sadece kent surlarının dışına atılmaktı. Kadının sadece toplumsal konumu değil, bedeni de erkeğin denetimi altındaydı.

Asur yasalarında kimin peçe kullanması gerektiği, kimin buna hakkı olmadığı ayrıntılı bir biçimde belirtilmişti. Beylerin karıları, kızları, hanımlarına eşlik eden cariyeler ile sonradan evlenmiş olan tapınak fahişelerinin peçe takması zorunlu, köleler ve diğer fahişelerin ise yasaktı. Bu yasağa uymayanların giysileri alınır, kırbaçlanır ve kulakları kesilirdi. Saygınlıkları, onları koruyan erkeğe ve cinsel etkinliklerine bağlı olan kadınlar için örtünmenin çok aşağılayıcı olan yanı ise, “sadece bir erkeğin kullanımına açık” ya da “tüm erkeklerin kullanımına açık” olarak iki kategoriye ayrılmalarıydı.

Mezopotamya’ya  yakın bir coğrafi konumda olan Mısır’da ise kadının durumu, aynı devirde daha iyi sayılır. Antik Mısır’da kadının taşınmaz mal edinme ve yönetme, miras bırakma, tanıklık etme, ticarî ve hukuki işlemlerde taraf olabilme gibi haklarının yanı sıra, boşanma hakları da vardı.

Mısır’da Firavunlar dışında tek eşlilik geçerliydi. Devlet, evlenme ve boşanmaya karışmazdı; bunlar kişiye özel işlemlerdi. Evlenirken ne hukuki ne de dinsel bir tören yapılırdı. Ancak zinada her iki taraf da eşit cezalandırılırdı. Boşanan kadın kendi mallarını alıp götürebilirdi. Kölelerin dışında her sınıftan kadın bu haklara sahipti. Kadınlar sadece kamuda yönetici konumuna gelemiyordu. Bir de özellikle bazı meslekler, -kayıt tutma ve hiyeroglif işleme gibi- yalnızca erkeklere özgüydü.

Antik Mısırlı kadının, eş zaman kültürlere göre daha çok hak sahibi olduğu bu konumu, İsis kültünden kaynaklanmış olabilir. İsis kültü, sınıfsal ayırım tanımaz; hem erkek hem kadınların rahip olmasına olanak verirdi. İsis tapınakları, hem fahişeler için sığınılacak bir yer hem kendilerini cinsel ilişki dışında tutmaya adamış kadınların barınabileceği bir tür “sığınma evi” görevi niteliği edinmişti. Kimileri kadınların Mısır’daki bu ayrıcalıklarını, “Hermetik geleneğin topluma etkisi” olarak görür.


Helen Uygarlığında Kadınlar

Antik Çağ Helen uygarlığında kadınların konumu ve kadın özgürlüğüyle ilgili çalışmalar, Batılı araştırmacılarca uzun yıllar geri plana atılmıştır. Günümüz araştırmacılarının bu konudaki çalışmaları, Antik Helen uygarlığının bu yönünü gün ışığına çıkarmıştır. Kadın hak ve özgürlüğünün kısıtlanmasına ilişkin araştırmalar, Antik Helen dünyasındaki cinsellik anlayışının incelenmesini gerektirmiştir.

Yansız kalınacak bir incelemede, Batı uygarlığının kendisine çıkış yeri olarak seçtiği Antik Helen kültürünün gerek kadına bakış açısının gerekse ahlâk anlayışının, çağdaş anlayışa -hele Türk toplumundaki anlayışa- ne denli ters düştüğünü gözler önüne serer.

Sokrates, günümüze kadar gelmiş olan diyaloglarında incelikle, «Kadınlar hiçbir şekilde erkeklerden aşağı değildir.» demişti. Sonra da, yarattığı etkiyi ortadan kaldıracak şu sözleri eklemişti: «Gereksinmeleri olan tek şey, biraz daha fiziksel güç ve zihinsel enerjidir.»

Aslında bu sözleriyle hayli cömert davranıyordu. Çünkü Helenlerin kadınlar hakkındaki düşünceleri hiç de hoş değildi ve uzun dönemler boyunca bu duyguları pek değişmedi.

Atinalıların kadın konusundaki tutumlarının oğlancılıkla bağlantısı hâlâ tartışmalıdır. Kimi akademisyenler, oğlancılığı bu konu ile tümüyle ilgisiz buluyor. Kimileri de, daha oğlancılığın adının duyulmasından çok önce toplumda kadınların horlandığını savunuyor. Helenli erkeklerin kadınları asla hor görmediğini öne sürenler de var. Ancak, yazılı kanıtların çoğu kadınların aşağı konumda bulunduğunu düşündürmekte ve bir kurama göre de bunun nedeni M.Ö. ikinci bin yıl sonunda Helen Yarımadası’na akmaya başlayan Dorların istilasıdır.

Tarihsel bulgular, Dorların yerleştikleri yörelerde kadınlara Atina’ya oranla daha özenli bir davranış gösterdiğini gösteriyor. Dolayısıyla, bu sav pek de ikna edici bir nitelik taşımıyor.

Atina’da erkekler agora ve “gymnasion” olarak anılan spor alanı gibi yerlerde bir araya gelirdi. Özgür kadınlar yani köle olmayanlar ise evden pek seyrek çıkar, çocuk ve köleleri yönetirdi. Sitenin birer özgür vatandaşı sayılmalarına karşın, tıpkı köleler gibi siyasal haklara sahip değildiler.

Atina’da köleci bir erkek demokrasisi egemenliği vardı. Kadını âdeta köle haline getirmenin Batı dünyasındaki ilk örneği, Roma İmparatorluğu’ndan önce Helen uygarlığında görülmüştür.

Haremlik ve Selâmlık

Helen uygarlıklarında ev mimarisi ve yaşamı Osmanlıların haremlik-selâmlığını andıran bir düzendeydi. Kadın kendi evinde sokağa uzak bölümde, dışarıyla ilişkisi olmayan ve akraba bile olsa erkeklerin girmesi yasak yerlerde yaşardı. Evin üst katında olduğu varsayılan, kadınların yaşadığı bölüme “gyneaikeion” denirdi. Erkeklerin yaşadığı, konukların ağırlandığı, çoğu kez ayrı bir girişi olan bölüm de “andron” olarak anılırdı.
 
Atina ve diğer Helen kentlerinde genç kızlara yalnızca el işi ve dokumacılık öğretilir, pek azı okuyup yazma öğrenebilirdi. Evlilikleri bile aile büyüklerince ayarlanırdı.

Kadın kocasıyla pek ender olarak yemek yiyebilirdi. Kocanın konukları varsa asla onlarla birlikte olamazdı. Evin dışına çıktığı zamanlarda da kendisine mutlak eşlik edilirdi. Bir yere giderken yanına üçten fazla giysi, bir “obol”dan fazla değerde yiyecek ve içecek -günümüz koşullarıyla bir sandviç ve bir bardak süt- alması yasaktı. Dışarıya hava karardıktan sonra çıkıyorsa, feneri yanan bir arabaya binmek zorundaydı.

Koca, karısını hiçbir neden göstermeden boşayabilirdi ve kadın mucize eseri zina yapmayı başarabilmişse(!) boşanması yasal olarak zorunluydu.

Kadın ise ancak aşırı tahrik nedeniyle boşanabilirdi ve kocanın homoseksüel oluşu ya da zina yapması geçerli neden sayılmazdı.

Burada bir noktayı belirtmekte yarar var: Zinanın erkek için kabul edilebilir, kadın için kabul edilemez olduğu görüşü neredeyse günümüze dek varlığını korumuştur. Örneğin, İngiliz kadınlarının kocalarını yalnızca zina nedeniyle boşama hakkını kazanabilmesi 1923 yılını bulmuştur. Bunun temelinde, Antik Helen uygarlığından kalma bir geleneğin Batı toplumlarında kural edinilmiş olması yatar.

Kadınların Hakları

Kadının Helen uygarlıklarındaki durumu ile bağlantılı olmak üzere karşıt düşüncede olanlara kalırsa, durum göründüğü kadar kötü değildir. Kadınların birtakım yasal yoksunlukları olsa bile, tiyatroya gitmelerine, heykeltıraş atölyelerini ziyaret etmelerine hatta birkaç gün uzaklaşarak erkeklerinin sayısız erotik olayın yaşandığını düşündüğü ve yalnızca kadınlara açık Thesmophoria şenliklerine katılmalarına izin verildiği savunulur.

Euripides, -Sophokles, tragedyalarında onu kadınlardan nefret eden, yatakta ise kadınlara bayılan biri olarak anlatmıştır- Helen kadınlarının sürekli olarak başka kadınları dedikodu yapma amacıyla evlerine kabul ettiklerinden yakınır.

Bir fahişeyle ilgili bir davada savcı, görevli halk jürisine -kuşkusuz tüm üyeler erkektir- şunları anımsatır: “Bu kadını beraat ettirirseniz, eve gittiğinizde karılarınıza ve kızlarınıza ne diyeceksiniz?... Onlara, davanın ayrıntılarını anlatacak ve suçlamanın nasıl dikkatle ve bütünüyle kanıtlandığını söyleyeceksiniz. Sözlerinizi bitirdiğinizde size, «Ya siz ne yaptınız?» diyecekler. Siz de «Onu beraat ettirdik.» diyeceksiniz. O zaman kıyamet kopacak!”

Her iki tarafın da kanıtları, Helenli kadınların Babilli, Mısırlı ve İbrani çağdaşlarıyla aynı yasal ve toplumsal konumda olduklarını gösteriyor. Helenler siyaset, felsefe ve sanatta gök cisimleri müziği için yeni bir orkestrasyon yaratmaktaydılar ama dünyevî düzeyde hâlâ yeryüzünün çamuruna saplanıp kalmışlardı. Aralarından kimileri bağımsız ruha sahip olsa da, M.Ö. birinci bin yılda, her yerde olduğu gibi Helen dünyasında da kadın bir “mal” sayılırdı.

Helenlere göre kadın, -yaşı ya da medeni durumu ne olursa olsun- bir “gyne” idi; yani “çocuk taşıyıcısı”... Ancak görünüşe bakılırsa, eski denkleme yeni bir öğe daha eklemişlerdi. Babil ve Mısır’da dişi cinsiyetle ilgili göndermelerde sıklıkla şikayetçi bir ton görülmesine, İbranilerin maceracı kadınlardan âdeta nefret etmesine karşın, M.Ö. 3. yüzyıla kadar Helenler tüm kadınları akılsız, aşırı şehvetli ve ahlâk açısından kusurlu olmakla suçlamıştır.

Kadınların, eğitimden yoksun bırakıldıkları için “akılsız”, kocalarının kendileriyle pek ender yatmalarından yakındıkları için de “şehvet düşkünü”, geçim için para kazanmak yerine zamanlarını felsefe yaparak harcayan kocalarını eleştirmeye kalkıştıkları için ise, “ahlâksal açıdan kusurlu oldukları” sonucuna varılmıştır.


Helen uygarlığında kadın-erkek ilişkileri ve kadınların konumu gerçekten çok ilginç bir olgu. Belki bana öyle geliyor. Bu konuya izleyen bölümde de devam etmek niyetindeyim.

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
ANTİK ROMA

Başlatan bilgiaçı Tarih

4 Yanıt
3416 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 20, 2008, 06:05:25 ÖS
Gönderen: farmason82
ANTİK YUNANİSTAN

Başlatan bilgiaçı Milletler Tarihi

0 Yanıt
2462 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 20, 2008, 10:22:47 ÖS
Gönderen: bilgiaçı
4 Yanıt
2854 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 27, 2009, 10:58:11 ÖÖ
Gönderen: Prenses Isabella
0 Yanıt
1385 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 26, 2009, 04:18:57 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2196 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 29, 2009, 09:47:16 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1313 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 10, 2009, 12:22:51 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1576 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 11, 2009, 03:02:13 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1276 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 12, 2009, 12:43:46 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1414 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 13, 2009, 08:36:06 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1803 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 14, 2009, 03:17:33 ÖS
Gönderen: ADAM