Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ROMALILARIN DÜNYASI - 4  (Okunma sayısı 1579 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 11, 2009, 03:02:13 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7278
  • Cinsiyet: Bay



 
Hıristiyanlığın Getirdikleri

Yahudi dininde reform yapma amacıyla yola çıktığı söylenen İsa’nın, Romalı yöneticiler tarafından çarmıha gerdirilerek öldürtülmesi ile bağlantılı suçlama, İsa’dan yıllar sonra yazıldığı bilinen İncillerde Romalılara değil Yahudilere yıkılır.

O sıralarda Filistin genel valisi olan Pontius Pilatus, Orta Çağ Hıristiyan efsanelerinde adı çokça geçen bir kişi olup çıkar. Koptik Hıristiyan Kiliseleri onu azizler arasına koyar. İncillerde Pontius Pilatus, aslında bir Romalı askere yakışmayacak kadar kibar, toleranslı, nazik bir kişi olarak gösterilmeye çalışılır. Kimi Orta Çağ yazarları, onun sonraları Hıristiyanlığı kabul ettiğini ve Neron zamanında işkenceyle öldürtüldüğünü öne sürer.

Pilatus’un karısı Claudia Procula’nın İsa’nın çarmıha gerdirilmesine karşı çıktığı da söylentiler arasındadır. Bu nedenle daha sonra Hıristiyan din bilimcileri ve Kilise tarafından azize olarak ilan edilmiştir.

İncil yazarları, İsa’nın öldürülmesine ilişkin sorumluluğu ve bu işin suçunu Roma’nın üzerinden kaldırmak için hayli çaba göstermiştir. Tarihin nesnel kanıtlarına gelince; ne Yahudilerin ne de Romalıların güvenilir nitelikli gerçek metinlerinde, İsa’dan “tarihsel bir kişi” olarak söz edilmez.

1. yüzyılın Yahudi tarihçi yazarlarından Flavius Josephus, “Yahudilerin Savaşları” ve “Yahudilerin Eski Tarihi” adlı yapıtlarında, Filistin’in İmparator Tiberius’tan Neron’a kadar olan tarihini hayli ayrıntılı olarak anlatmakla birlikte İsa’dan hiç söz etmemiştir. Bir Hıristiyan yazar, bu eksikliği doldurmak için normal olarak birbiri ardınca gelen iki parçanın arasına bir bölüm eklemiştir. Bu ekte, İsa’dan “Mesih” diye söz edilmektedir. Oysa Flavius Josephus’un, -Yahudi olduğu için- böyle bir terim kullanmış olması olanaksızdır.

Aynı dönemin Romalı tarihçisi Cornelius Tacitus ise, bir yapıtında İsa’dan “Tiberius’un saltanat döneminde, Vali Pontoslu Pilatus tarafından ölüme mahkûm edilen İsa” biçiminde söz etmiştir.

Hıristiyanlığın ortaya çıkmasıyla birlikte Roma’nın toplum düzeninde bir “toleranssızlık” sorunu doğduğu görülür. Kimi Katolik araştırıcıların ileri sürdüğü gibi; Hıristiyanlığın özce toleranslı bir din olduğunu öne sürerek, kovuşturma ve baskıların suçunu Romalılara yüklemek yanında, Hıristiyanlık karşıtı düşünür ve yazarların savunduğu gibi tüm suçu bu dinin içsel toleranssızlığına yüklemek de olanaklıdır.

Aslında bir kültür sosyolojisi araştırmasında, bu bağlamda  “suç”tan söz etmek yersiz olur. Konuyu “iki ayrı yaşam anlayışının doğal çatışması” biçiminde görmek ve bu çatışmanın nedenlerini irdelemek, olaya, ön yargılar altında kalmadan çok daha bilimsel bir gözle bakmak gerekir.

Roma düzeninde din, toplumsal açıdan çok önemli bir bağdır. Böyle bir düzende, din özgürlüğünden söz etmek elbette olanaklı değildir. Gerçek bir din özgürlüğünün oluşabilmesi için, siyasal ve dinsel güçlerin birbirlerinden tümü ile ayrıldığı ileri Batı toplumlarının ortaya çıkmasını beklemek gerekecektir.

Çağdaş Fransız tarihçilerden Joseph Lecler, “Histoire de la Tolérance” adlı yapıtında, Hıristiyan inancının imparatorluğun dinsel egemenliğine doğrudan bir tehdit oluşturduğu ve imparatora boyun eğmeyi salt sivil alana bıraktığı için kovuşturmaya uğradığını öne sürer. Ona göre; Hıristiyan topluluğu İsa’nın havarilerine çizdiği yolda gelişiyor, kurulu düzeni güç kullanarak bozup yıkmayı düşünmek şöyle dursun, İsa’nın “manevî ve dünyalık” arasında yaptığı ayırımı olduğu gibi korumaya çalışıyor, bir bakıma “devletle dinin ayrılması” ilkesine uygun bir düzen içinde yaşıyordu.

Joseph Lecler’in bu iddiasının, Hıristiyanlığı “dinde özgürlük şampiyonu” gibi göstermek biçiminde bir yan tuttuğu açıkça belli... Bu bağlamda Lecler, Roma’yı Hıristiyanlara karşı eyleme geçiren asıl nedenin dinsel olmaktan çok toplumsal ve siyasal bir karakter taşıdığını görmezden gelmektedir.

İlk Hıristiyanlara özgü bazı eylemler anımsanırsa, Lecler’in yanıldığı, Hıristiyanlığın, ortaya çıkışından kısa bir süre sonra “öbür dünya”dan daha çok “bu dünya” ile bağlantı kurduğu görülür.

Bu da bizi şöyle bir soru sormaya götürür: «Öncelikli olan din mi para mı?»



İlginç bir soru değil mi?... Ancak gelin bunun yanıtını bir sonraki bölümde araştıralım.




ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
4 Yanıt
2858 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 27, 2009, 10:58:11 ÖÖ
Gönderen: Prenses Isabella
0 Yanıt
1387 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 26, 2009, 04:18:57 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1286 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 28, 2009, 03:40:31 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1788 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 08, 2009, 12:24:17 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1471 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 09, 2009, 12:42:14 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1314 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 10, 2009, 12:22:51 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1277 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 12, 2009, 12:43:46 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1415 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 13, 2009, 08:36:06 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1804 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 14, 2009, 03:17:33 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1351 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 15, 2009, 02:00:26 ÖS
Gönderen: ADAM