Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ROMALILARIN DÜNYASI - 6  (Okunma sayısı 1432 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 13, 2009, 08:36:06 ÖÖ
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



Hıristiyanlığın Yahudilikten Farkı Ortaya Çıkıyor


Romalılar, Hıristiyanlığın Musevilikten bazı önemli farkları olduğunu da çok geçmeden öğrendi. Farkların yalnızca “kutsal ruh” kavramı, “ilk günah”a inanmak, “acı çeken bir Tanrı tarafından kurtarılmayı beklemek” gibi şeylerle sınırlı kalmadığı da kısa süre içinde ortaya çıktı. Zaten bu gibi kavram ve düşünüler Roma inanç sistemi için yepyeni şeyler değildi. Romalılar, Attis, Kybele, Mithras ve Zoroaster (Zerdüşt) inanışlarında da yer alan bu öğelerle daha önce karşılaşmıştı.

Hıristiyanların, vaftize, “acı çeken bir Tanrı”ya, yeniden doğuşa, kıyamet gününe, ilk günaha inanmaları, Romalıları fazlaca rahatsız etmedi. Romalıların tanıdığı birçok dinde de bu inanışlar öteden beri vardı. Onların gözünde çarmıha gerilen İsa, kendini hadım eden Mithras’dan ya da Kybele’nin aşkı için kendini hadım eden Attis’ten daha trajik sayılmazdı.

Bir bölüm paganlar, İsa’nın, Meryem’den doğma tanrısal bir varlık olabileceğini kabul etti. Tıpkı Zeus ile Danae’den cinsel birleşme olmaksızın doğan Perseus gibi... Bir pagan inançlısı açısından, nasıl Zeus bir kuğu kılığına girerek Leda’yı ya da kapatıldığı mağaranın tavanından ışık olup akarak Danea’yı Perseus’a gebe bıraktıysa, tanrısal soluk da güvercin kılığına girip Meryem’i gebe bırakmış olabilirdi. Bu nedenle bir Romalı için İsa’nın babasız doğması çok da şaşırtıcı sayılmazdı. Dolayısıyla, pagan inancını bırakarak Hıristiyanlığı seçen Helenler ve Romalılar bu yeni dine uyum sağlamada pek bir sorun yaşamadı. Atalarının inanç sisteminde, bu inançtaki cehennem benzeri Hades vardı. Kökleri eski Mısır’a kadar giden yeniden doğuş, günah ve sevapların Osiris yargılama kurulunda tartılması inancı, zaten eski kültlerden kalmaydı.

Meryem, tıpkı Demeter gibi çile çeken bir anneydi. İsa’yı kucağında taşıyan Madonna (Meryem) betimlemesi, kucağında Horus’u taşıyan İsis’e benziyordu.

Vaftiz töreni, Romalıların daha önce tanıştıkları Mithras inancında, “son yargı günü” ise Mazdaizm’de vardı.

Hıristiyanlığın müjdelediği ruhun ölümsüzlüğü vaadine, daha önce yaşamış Diyonisos, Orpheus adına yapılan mistik hatta yer yer okült nitelikli törenlerde, bununla bağlantılı inanç sistemlerinde de rastlanırdı.

Hıristiyanlıkta “komünyon” olarak anılan törenlerde yapılan “kutsal varlığın etine ve kanına sahip olma” uygulaması, daha önce Eleusis gizemci inancında ekmekle, Diyonisos’ta şarapla, Mithras inancında ekmek, şarap ve bal ile yapılmaktaydı.

Şu halde, Hıristiyanlığın getirdiği yeni din anlayışının sıradan bir Romalı yurttaş için çarpıcı hiçbir yanı yoktu.

Romalılar, birçok özelliği nedeni ile İsa’nın büstünü yaptırıp Panteon’a koymaya hazırdır ama Hıristiyan komşuları Roma tanrılarını tanımak bir yana, onları aşağılamaya devam ettikleri sürece bu toleranslı ortamı yaratmaya olanak yoktu.


İsa Tanrı ile Özdeş mi?

Hıristiyanlığın kurucusuna, kendisine inananlarca Tanrı ya da Tanrı’nın oğlu olarak tapınmak, Romalı bir putatapar için çok önemli değildi. Çoktanrıcılar, benzerlikleri ne denli az ve eksik olsa da, halkın mitolojisine yaklaşan tüm inanç biçimlerini benimsemeye hazır durumdaydı. Bacchus, Hercules, Perseus ve Asklepios’un öyküleri, “Tanrı’nın oğlu”nun insan biçiminde görünmesinin doğal olduğunu, Romalılarca yadsınmayacağını gösteriyordu.

Onları asıl şaşırtan şey, Hıristiyanların, bu eski kahramanların tapınaklarını bırakıp gitmeleri oldu.

Nasıl şaşmasınlar ki!... Tarihin ilk çağlarında bu kahramanlar sanatları bulmuş, yasalar çıkarmış, devleri ve canavarları yenmiş, zâlimleri alaşağı etmişlerdi. Hıristiyanlar ise sırf kendi dinsel inançları için, bilinmeyen bir sözcü seçmiş, o da modern bir yüzyılda -Romalılar için “modern yüzyıl”, içinde yaşadıkları yüzyıldı- barbar bir halkın (Romalılar, Yahudileri “barbar bir halk” olarak nitelendirirdi.) arasından çıkmış ama yurttaşlarının kötülüğüne ya da o sırada Roma yönetiminin onu çekemeyişine kurban gitmişti.

Hıristiyan inançlısına göreyse, putatapar Roma toplumu yalnızca dünya nimetlerine karşı duyarlı olduğundan, İsa’nın insanlara sunduğu ölümsüzlüğü değerlendirememiş ve yadsımıştır. Keyif ve tutkularına düşkün bu insanlar, onu ünsüz, güçsüz ve başarısız görmüş, bu gibi yoksunlukların, işkenceye dayanmanın ya da sadeliğin ona halk katında güç verdiğini düşünememiştir. Bu nedenle onun şaşkınlık uyandıran utkusunu yadsırlarken, kuşkulu doğumunu, gezici yaşamını, utanç verici öldürülüş biçimini alaycı sözcükler kullanarak sergilemişlerdir.


Roma Halkının Bakış Açısı


Bir Romalı yurttaşa göre, özel duygularını ulusal diniden öncelikli tutarak yeğleyen bir Hıristiyan, kişisel bir suç işliyordu. O kadarla da kalmıyor, ulusun birliğini de bozuyordu.

Uyrukları arasındaki her gruplaşma, Roma’yı hemen alarma geçirirdi. Her zaman kuşkucu ve kıskanç düşünerek hareket eden bu politika, en az zararlı ve en çok yararlı açılardan kurulmuş olsa bile, birtakım özel kuruluşlara, -meslek ve sanat sahipleri dışında- çok ağır kayıt ve koşullarla ayrıcalık tanıyabiliyordu. Politikasının gereği böyleydi.

Dolayısıyla, Roma’da “halk inanışı” olarak yayılmış olan Hıristiyanların dinsel meclisleri, sakıncalı görüldü. Bunların çok tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine karar verildi. İmparatorlar, bu gizli ve genellikle geceleri yapılan toplantıları, devletin düzenini sürdürmek amacıyla yasakladı.

Gösterilecek bir söz dinleme halinin bile yumuşatabileceği Romalı hükümdarlar, buyruklarının uygulanmasını görevle ilgili bir onur sorunu yaptılar. Ağır cezalarla, bu bağımsız ve Roma magistrasından daha yüksek bir otoriteyi tanıyan insanlara boyun eğdirilmeye çalışıldı.

Bu “tinsel kargaşa” hareketinin genişliği ve süresi, gün geçtikçe hükümdarların dikkatini daha çok çekmeye başladı. Zira Hıristiyanların etkin ve hayli başarılı çabası, İmparatorluğun tüm eyaletlerine, hemen tüm kentlerine iyiden iyiye yayılmıştı. Lejyonların yararlanması için yapılmış yollar, İncil misyonerlerine Şam’dan Korint’e, İtalya sınırlarından İber Yarımadası ve Britanya’nın en ücra köşelerine dek kolay ulaşım sağlamıştı.

Yeni dinin inananları, özel bir topluluğa sarsılmaz bağlarla katılmış, bir bakıma yurtlarından ve ailelerinden kopmuş gibiydi. Karanlık ve asık suratlı halleri, yaşamın günlük işlerinden ve zevklerinden bile duydukları büyük korku, dünyayı tehdit ettiğini sürekli olarak dile getirdikleri büyük felâket ile ilgili savlarıyla, çok heyecanlı kaygıların doğmasına neden oluyorlardı.

Hıristiyan olmayanlar, ne idüğü belirsiz olan bu yeni dinin içinden bir tehlikenin gelebileceğinden korkuyordu. Kıyamet gününün gelip çattığını, tanrısal adaletin ortaya çıkacağını ve inanmayanların cehennem ateşinde yanacağı günlerin çok yaklaştığını haykıranların yanı sıra, kanılarını daha yumuşak ve acıma ile açıklayanlar da vardı. Bunların çoğu, dost ve komşularının başına gelecek felâketler için üzüldüğünü belirtiyor, iyilikçi bir yaklaşımla onları o “kaçınılmaz kötü son”dan kurtarmak için yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Elbette bunda ne denli içtenlikli olup olmadıkları sorgulanabilir.

Rahat ve kayıtsız bir yaşam süren çok tanrılı Roma yurttaşı, artık kendi rahip ve düşünürlerinin güvencesinden yoksun, her an sonsuz bir ceza ve azap tehdidi altında bunalmaktaydı. Hıristiyan dininin gerçekleri dile getirdiğine inanabilseydi, onu benimseyip, katılmakta bir an bile duraksamazdı.

Tanrısal bağışa kavuşmak isteyen Hıristiyanlık adayı, sadece tüm zevklerden sıyrılarak duyguların çekiciliğine karşı koymayı öğrenmekle kalmıyor, kulağını din dışı söylemlere kapayarak sanatların en yetkin ürünlerine ilgisizlikle bakabiliyordu.

Şık giysiler, gösterişli eşya, güzel bir ev gibi şeyler, kendini beğenmişliğin, nefis düşkünlüğünün birleşmesinden oluşmuş katmerli suçlar olarak kabul ediliyordu.

Günahları nedeniyle “ahiret” mutluluğuna ereceğinden kuşku duyan inançlı kişiye, basit bir dış görünüş, nefsini körletmişliğin sağladığı tavır daha çok yakışırdı.

Süsü ve gösterişi yasaklayan papazlar, her şeyi inceden inceye gözden geçirip ayrıntılara inmekteydiler. Onların sofuca tiksinmelerini dürtükleyen çeşitli yasaklamaları arasında, takma saç, beyaz dışında her renkten giysi, müzik aletleri, altın ve gümüş kaplar, yumuşak yastık (Yakup Peygamber başının altına taş koyarak uyurdu), beyaz ekmek, yabancı şaraplar, sıcak su ile yıkanma vardı. Erkekler için sakal bırakmak da yasaklanmıştı. Bu, Aziz Tertullianus’un deyişiyle “insanın kendi yüzüne karşı bir talan ve Yüce Yaratıcı’nın eserini yetkinleştirmek için dinsiz bir davranış” sayılıyordu.

Hıristiyanlık, zenginlikleri ve törelerinin kibarlığıyla tanınan kimseler arasına da girdiğinde, bu garip kurallar, yalnızca bu kurallara kutsal bir tutkuyla bağlı kalan az sayıdaki inançlıya bırakıldı. Zaten toplumun alt sınıfları yoksulluğun kaynağının ekonomik eşitsizlik olduğunu bilmediği için, talihin kendilerine kısmet etmediği lüksü ve eğlenceleri kötü görmek gibi bir tutum içine kolayca girdiler.

Böyle bir nefret, onları bitmek tükenmek bilmeyen, hiçbir bakımdan yumuşama eğilimi göstermeyen tam bir toleranssızlık ortamına soktu.

Tıpkı Roma İmparatorluğu’nun tarihteki ilk vatandaşları gibi, bu ulusun ilk Hıristiyanları da yoksulluk ve bilgisizliği “erdem” sayarak kendilerini korumaya, geleceklerini kurtarmaya çalıştı.

Dolayısıyla, paganlar ile Hıristiyanlar arasında çözümsüz bir uyuşmazlık, bir çatışma vardı.

Bundan sanki paganlar galip çıkacakmış, sonunda Romalılar yine önceki toleranslı ortamlarına dönecekmiş gibi görünüyordu ama hiç de öyle olmadı.


Romalıların dine bakışı ve Hıristiyanlığa karşı olan tutumuna burada son veriyorum.

Fakat sosyolojik bakımdan Romalılarla işimi henüz bitirmedim. Bundan sonra yeni bir başlık açacak ve Romalıların din yargılamalarını irdeleyeceğim.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
4 Yanıt
2877 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 27, 2009, 10:58:11 ÖÖ
Gönderen: Prenses Isabella
0 Yanıt
1399 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 26, 2009, 04:18:57 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1292 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 28, 2009, 03:40:31 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1798 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 08, 2009, 12:24:17 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1482 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 09, 2009, 12:42:14 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1325 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 10, 2009, 12:22:51 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1591 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 11, 2009, 03:02:13 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1289 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 12, 2009, 12:43:46 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1816 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 14, 2009, 03:17:33 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1366 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 15, 2009, 02:00:26 ÖS
Gönderen: ADAM