Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ROMALILARIN DÜNYASI -7  (Okunma sayısı 1806 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 14, 2009, 03:17:33 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7279
  • Cinsiyet: Bay



Dinsel Bakış Açısı İle Yargılamalar

Önceki bölümde, Romalıların Hıristiyanlığı aslında pek de yadırgamadığına değinmiştim.

Bu yeni dinin inanç kapsamındaki öğeler bakımından öyleydi ama Hıristiyanların, çoktanrıcı (pagan) Romalılara ters gelen eylem ve tutumları da vardı. Şöyle ki;

 Pagan dini inançlıları, eş deyişle Romalılar, kendi tanrıları dışındaki tüm tanrılara da saygı beslerdi. Hıristiyanların ise kendi tanrılarından başka tanrılara saygısı yoktu.

 Hıristiyanlar, Roma’da elde edemedikleri devlet memuriyetini, parayı aşağılamakta, zengin olmaya karşı çıkmakta, bekârlığı yüceltmekteydiler.

 Roma için çok önemli olan tanrı-imparator kültünü, puta taparlık sayarak aşağılamaktaydılar.

 Evlenme, çocuk yapma gibi dünyevi işleri, hele seksi tenin ve şeytanın dürtülerine teslim olmakla bir tutmaktaydılar.

 Ziynet eşyası takmayı dine aykırı bulmaktaydılar.

 Askerliğe karşı çıkmakta, savaşmaktan nefret etmekteydiler.

 Roma hukuk düzenini yadsıyarak, sorunlarını kendi hukuk düzeni olan Kilise hukuku içinde çözmekteydiler.

 Julius Caesar’ın bir zamanlar yasak ettiği gizli örgütler gibi kurumsallaşmakta, geceleri toplanmakta, üyelerini aşağı tabakalardan seçmekteydiler. Gece toplantıları, halk arasında inanılmaz dedikoduların çıkmasına neden olmaktaydı.

Roma  böyle davranışlara karşı tolerans gösteremezdi. Konu, artık bir inanç konusu olmaktan çıkmış, ekonomik, politik, hukuksal bir eyleme dönüşmüştü.

Hıristiyanların bu tarz tutumu, devlet yöneticilerinden çok yöneticilerce kışkırtılan Roma’nın sıradan yurttaşlarının şimşeklerini üstlerine çekti.

Romalı yurttaşların kutlamak üzere sabırsızlıkla beklediği genel bayram ya da şenlikler, çoğu kez Hıristiyanlar için dehşet dolu günlerin geri geleceğini anımsatan anlar olurdu. Bu bayram günlerinde, imparatorluğun büyük kentlerinde oturanlar hayli kalabalık bir halde sirk ya da tiyatroya giderdi. Oralarda, gözlerine çarpan her şey ve katıldıkları her tören, dinsel bağlılıklarını alevlendirmeye yardımcı olurdu. Başlarına çiçekten taçlar takmış, günlük ağacı yakarak tütsülenmiş, kurbanların kanı ile arınmış, koruyucu tanrılarının sunak ve yontuları ile çevrili olan izleyiciler, dinsel inançlarının bir bölümü olarak baktıkları bu tür eğlencelere kendilerini kaptırırdı. Hıristiyanların yalnızca eğlenceden değil kendi tanrılarından da korktuğunu sanır, bu görkemli şenliklerde yer almamalarını kendileri için bir tür aşağılama hatta dinlerine hakaret sayarlardı.

İmparatorluk yeni bir kötülüğe, bir salgın hastalık, açlık ya da savaş felâketine uğramışsa, Tiber Irmağı taşmışsa, Nil alışılageldiği gibi yükselerek yanlara yeteri kadar yayılmamışsa, deprem olmuşsa, mevsimlerin akışında ve olağan hava durumunda aksaklıklar görülmüşse; Romalılar tüm bu olanlardan Hıristiyanları sorumlu tutuyordu. Uğranılan her felâket, Hıristiyanlarca işlenen her dinsel suç, tanrısal adaletin kendini göstermesi biçiminde yorumlanıyordu.

Öfkeli ve heyecana kapılmış olan halk, kendilerini ancak yabani hayvanlar ile gladyatörlerin kana buladığı arenalarda sakinleştirebiliyordu. Arena geleneği, galeyana gelmiş halk yığınlarının, Hıristiyanları, tanrıların ve insanların düşmanı olarak betimlemesinin ürünüydü. Halk onları en korkunç cezalara mahkûm eder, başlıca önderlerinin adlarını söyleyerek hemen yakalanıp, aslanların önüne atılmalarını isterdi. Genel temsil ve gösterilere katılan yönetici ve yargıçlar, ender de olsa halkın isteğini karşılama yoluna giderek, bu “tiksinilen kurbanlıklar”dan bir bölümünü öldürterek genel öfkeyi yatıştırmaya çalıştırdı.


Hukuk ve Cezalandırma


Roma hukukunda ceza, her zaman kaçınılmaz bir sonuç olmuyordu. Suç, suçlunun isteyerek itirafı ya da tanıkların beyanı ile kesinleşmiş olsa da, suçlu bulunana ya yaşamını sürdürme ya da ölüm seçeneği tanınıyordu. Yargıcın öfkesini uyandıran nokta, geçmişteki suçluluktan çok, sanığın o sırada gösterdiği direnç oluyordu. Pişmanlık duyanlar kolayca bağışlanıyor, hele sunak üzerine birkaç parça günlük ağacı atmaya razı olan, güven içerisinde ve izleyicilerin alkışları arasında eski durumuna dönebiliyordu. Aklı başında ve ön yargısız bir yargıcın görevi, bu inanca kendilerini “körü körüne” kaptırmış olanları cezalandırmak yerine, onları “sapmış oldukları bu yanılgıdan kurtarmak” idi.

Tutuklunun yaşı, kadın ya da erkek oluşu ve durumuna göre davranan yargıç, onun gözünde yaşamın güzelliklerini, ölümün ise dehşetini canlandırıyor, aile ve dostlarını düşünmesini, kendini değilse de hiç olmazsa onlara acımasını rica ediyor, hatta yalvarıyordu. Bu gözdağı ve yüreklendirmelerin etkisi olmazsa şiddete başvuruluyor; rica ve yalvarmaların yerini kırbaçlama ve işkence alıyordu.

Ancak, hiçbir biçimde eğilme göstermeyen bu direnmeyi kırmak için, en zâlim acı çektirme yöntemleri de uygulanmıştır. Hıristiyanlığın eski savunucuları, yalnız itiraf için değil, kovuşturmaya konu olan suçun yadsınması için de işkence uygulayan yöneticilerin düzensiz tutumunu sert bir dille eleştirmişlerdir.

İlk Hıristiyan şehitlerinin ölümünü ve çektiklerini âdeta zevk duyarak dile getiren, buna karşın gene de köşelerinde yaşamlarını sürdüren keşişler, sonraki yıllarda daha ayrıntılı ve ustaca türden işkenceler bularak Romalılara taş çıkarttılar. Buna “Hıristiyanlığın öcü” denilebilir mi bilmem!


Aşağılamalar


Romalı yurttaş ve yöneticiler, kimi zaman ahlâk dışı cinsel ilişki ve eylemler, kanlı törenler düzenleme gibi suçlamalarla Hıristiyanları aşağıladı.

Hıristiyanlar, bu bakımdan suçsuzluğun verdiği güvenle, bu tür dedikoduları mahkemeye taşıyıp adalet istiyor, kendilerine alçakça yüklenen bu suçlar kanıtlanabilirse en ağır cezalara çarptırılmalarını istiyor, bu suçlamaların asılsızlığını ileri sürüyorlardı. Çoğunlukla, en sıradan eğlenceleri bile kısıtlayan İncil’in kutsallığı ve temizliği üzerinde dirençle duruyor, «İnanılabilir mi ki bu kutsal âyetler en çirkin suçların işlenmesini emretsin; büyük bir toplum, kendi üyelerinin gözünde onursuz hale gelmeye razı olsun; her durumda, her yaşta ve kadın-erkek her cinsten insanlar, ölüm ve alçaklık korkusunu bir anda unutsun ve doğa ile eğitimin ruhlarının derinliklerine dek sindirmiş olduğu o ilkeleri hiçe sayarak çiğnesinler?»  diyorlardı. (Kaynak: Edward Gibbon, “Roma İmparatorluğunun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi”)

Kilise düşmanlarına duyduğu kinden etkilenen ve “apolojistl” olarak anılan Hıristiyanlık savunucuları, inananlara yöneltilen böyle kanlı âyinlerin ve cinsel ilişkilere olanak sağlayan törenlerin, Gnostik tarikatlar olan Marcionistler, Carpokratenler ve diğerlerince yapıldığını, kimi zaman kapalı kimi zaman da açık açık söylüyorlardı.

Hıristiyanların yanlış yola sapmış, bu nedenle de “sapkın” olduğunu ileri sürdükleri Gnostikler, aslında Hıristiyanlığın temel kurallarına ayak uydurmakla birlikte Kilise hakkında bu tür iftiralarda bulunulmasına neden oldular. Hıristiyan adını kullanan çok sayıda kimse arasında çeşitli rezaletlere rastlandığı bile oldu.

Dini bütün olan Hıristiyanlar ile onların sapkın dediklerinin arasındaki belli belirsiz farklılığı kavrayabilmek için ne doğru dürüst vakti ne de yeterli ölçüde bilgi ve yeteneği olan bir putatapar yargıç, bu iki Hıristiyan grup arasındaki karşılıklı suçlamaları ancak ortak nitelikte bir kanıyla ele alabilirdi. Nitekim Romalı yargıçlar bu tür suçlamalara pek kulak asmayıp, kendi dinsel inançlarıyla pek de bağdaşmayan bir titizlik ve ılımlılıkta davrandılar. Böylece, ne dini bütün Hıristiyan ne de Gnostikler Roma mahkemelerinden kendi lehlerine bir sonuç çıkarabildi.

Yaşadıkları yıllardaki din sapkınlarına ya da putataparlara karşı yatıştırılamaz bir hırsla öfkelenen 4. ve 5. yüzyılın Kilise yazarları, Roma yargıçlarının da sapkınlara benzer tutkularla hareket ettiklerine inanmıştır.

İmparatorlukta birtakım önemli görevler almış olan yönetici ve yargıçlar arasında belki halkın duygularına kapılarak sert önlemler alan birkaçına rastlanabilir. Bunlardan bir bölümünün kıyıcılığı da, kişisel hınç gibi güdülerden ileri gelmiş olabilir. Ancak şundan hiç kuşku duyulmamalıdır ki, eyaletlerde imparator ve Senato adına devlet hukukunu temsil eden, yaşam ve ölüm seçeneği kendilerine emanet edilmiş olan bu yargıçlar (preatorlar), genellikle hukuk kurallarına saygılı ve felsefi bilgileri öğrenerek yetişmiş, üstün düzeyde eğitimden geçmiş insanlardı. Çoğu, işkence yapılmasına karşı çıkmış, asılsız olan suçlamaları geri çevirmiş ve yasaların sert kapsamından nasıl sıyrılabilecekleri konusunda Hıristiyanlara yol göstermiştir. Kendilerine sınırsız yetki verildiği zamanlarda ise, bu yetkilerini Kilise’yi ezmek şöyle dursun, onun acılarını dindirme yolunda kullanmayı yeğlemişlerdir.

İmparatorluğun gücünü yitirdiği ve yıkıma uğramaya yakın tarihlerde, mahkemelere zanlı olarak getirilen tüm Hıristiyanları mahkûm etmekten ve yeni dine büyük bir aşkla bağlanmış olanları cezalandırmaktan olabildiğince kaçınılmıştır.

Yargıçlar çoğunlukla hapis, sürgün ya da madenlerde çalışma cezaları vermekle yetinmiş, mahkûm ettiklerine de imparatorun evlenmesi, zafer alayı gibi mutlu olaylar nedeniyle ilân olunabilecek genel aftan yararlanabilecekleri umudunu vermişlerdir. Ölüm cezasına çarptırdığı kimseler, genelde değişik iki kesim insan arasından çıkıyordu: Yüksek dereceli papazlar gibi inananlar üzerinde dehşet ve ibret yaratabilecek olanlar ile yaşamları Romalılar için çok önemli sayılmayan en alt sınıftan, özellikle köle olanlar. Hıristiyanlığı yadsımadığı için ağır hizmet (kürek) cezası alanlar ise, gardiyanlarının toleranslı tutumları sayesinde en ağır koşullar altında bile dinlerinin gereklerini yerine getirebilmiştir.



İşte 4. yüzyıl öncesinde Romalıların Hıristiyanlara karşı genel tutumu böyleydi. Peki ya Hıristiyanların Paganist Romalılara karşı tutumu?...


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
4 Yanıt
2859 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 27, 2009, 10:58:11 ÖÖ
Gönderen: Prenses Isabella
0 Yanıt
1387 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 26, 2009, 04:18:57 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1286 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 28, 2009, 03:40:31 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1788 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 08, 2009, 12:24:17 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1471 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 09, 2009, 12:42:14 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1315 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 10, 2009, 12:22:51 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1580 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 11, 2009, 03:02:13 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1278 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 12, 2009, 12:43:46 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1417 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 13, 2009, 08:36:06 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1352 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 15, 2009, 02:00:26 ÖS
Gönderen: ADAM