Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ROMALILARIN DÜNYASI - 3  (Okunma sayısı 1339 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 10, 2009, 12:22:51 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



Roma'da Yahudiler


Yahudi dininin bağnazlığa varır ölçüde tutucu tek yanlılığı, Roma’nın tolerans ortamını fazlaca zedelemedi.

Romalılar, Yahudi dinine inananların Yehova adlı bir tanrısı olduğunu bilir, bundan hiç de rahatsızlık duymazdı.

Romalılar, politik bakımdan yarar gördükleri sürece Yahudilerin tanrısını kendi çoğul tanrıları arasına Roma Panteonu’na almıştı. Buna karşılık Yahudiler, tüm Roma tanrı ve tanrıçalarını aşağılamayı sürdürdü. Jüpiter’in kulları Yehova’yı kutsal bir tanrısal güç olarak tanımaya hazırlanırken, Yehova’nın kulları Jüpiter’e karşı kin ve nefret duygularıyla donanmıştı.

Kendilerininkinden başka tüm dinleri aşağılayan Yahudilerin bu tutumuna karşın Romalı yöneticiler, Yahudi dinine, etnik bir inanış olduğu, sadece o dinden olanların çerçevesini aşmadığı sürece tolerans gösterdi. Dinlerin çeşitliliğine «Evet!» ama dinsizliğin kazanmasına, üste çıkmasına ve Yahudilerin “Musa’nın yasası gereği” olduğunu öne sürerek devlete vergi ödemekten kaçınmaya kalkışmasına şiddetle «Hayır!» dediler.

1. yüzyıl sonlarına doğru İmparator Domitianus din değiştirip Musevi inancını seçen kişiler için idam fermanı imzalarken, kavimsel bir inanış olmaktan çıkıp yayılmacılığa yönelen Museviliğe bir gözdağı vermek istemişti. Daha sonra genel olarak “Doğu dini” denilmekte olan Güneş Kültü’nü benimseyen İmparator Septimus Severus ise, tüm Romalı yurttaşlar için Museviliği yasakladı. Zira Yahudiler, Musa’nın yasalarına uygun davranarak “dinsiz” dedikleri Romalılara, eş deyişle “putatapar efendiler”e vergi vermeyi hâlâ kabul etmemişti. (Burada Musevilik ile Yahudiliğin tıpatıp aynı şey olmadığına dikkat etmek gerekir.)

İmparatorluğun tüm uyruklarına büyük bir hoşgörü gösteren Augustos, saltanatının yüceleceğini düşünerek herkese Kudüs Tapınağı’nda da dua edilmesini buyururken, Yahudilerden hiçbiri Capitolium Jüpiteri’ne en ufak bir saygı gösterisinde bulunmaya girişmedi.

Yahudiler, Musa’nın dinini yayma zorunluluğu diye bir şey, bir yasa buyruğu olmadığından, kendi kapalı toplulukları içine yabancıları almıyordu. Gerçekten de Musa’nın dini sanki tek bir kavim için ortaya çıkmış gibiydi. Fakat işte doğuştan Yahudi almadığı halde o dini benimseyenler yani Museviler de vardı. Onların da tutumu Yahudilerden farklı değildi aslında.

Kudüs Tapınağı, daha önce birçoklarınca yıkılıp yakılmıştı ama dinsel nedenlerle değil... 70 yılında son kez bir de Roma İmparatoru Vespasianus’un oğlu Titus tarafından yerle bir edilişi, Yahudilerin dinsel uygulamalarında birtakım önemli değişikliklere neden oldu.

Kimi araştırmacılar, Musa’nın getirmiş olduğu ama sonra birtakım değişikliklere uğrayıp Yahudilerin sırf kendilerinden olanlara mal ettikleri bu dinin en büyük gelişmesinin, Hıristiyanlık doğduktan sonra Kudüs Tapınağı’nın yıkıntıları üzerinde yükseldiğini bile söyler.

Kudüs’teki son tapınak da yıkıldıktan sonra Yahudiler, bir kapalı toplum olma niteliğini daha da katılaştırdı. Örneğin yüzyıllardır süregelen sünnet uygulaması, “olmazsa olmaz” bir koşul haline getirilerek, yabancıların bu dine girmemesi için önemli bir engel yaratıldı. Hıristiyanlığın kısa sürede başarı kazanmasında, zorlayıcı sayılan sünnet uygulaması yanında kanlı bir uygulama kabul edilen kurban uygulamasının yürürlükten kaldırılmasının da bir etken olduğu söylenebilir.

Hıristiyan inancında, “kan akıtarak” (sünnet-kurban) dine alınma yerine “suya daldırarak” (vaftiz) ile dine alınma yöntemi kondu. Ayrıcalık ve tekelcilik kaldırılarak, Hz. İbrahim’in soyundan gelenlere tanınmış tanrısal lütuf, bütün insanlığı kapsar olmak üzere Helenlere, “barbar” diye adlandırılan yabancılara, Yahudi olan ya da olmayan herkese hatta özgür insanların yanı sıra  kölelere de tanındı.

Hıristiyanlıkta getirilmiş tüm yumuşaklıklara ve uygulama kolaylıklarına karşın Kilise’nin Sinagog’un boyunduruğundan kurtulması kolay olmadı. Çünkü Kudüs’ün ilk 15 piskoposu, sünnetli Yahudi din adamlarıydı.

Yahudi dinine karşı olan Roma toleranssızlığı, Hıristiyanlığın ortaya çıkışıyla bu inanca yöneldi ve Roma dünyasında öteden beri geçerli olan dinsel tolerans ortamı sona erdi. Romalılar arasında Hıristiyanların varlığından haberi olanlar, onların bir Yahudi tarikatının üyeleri olduklarını sandı. Bu anlayış pek de yanlış değildi. Yahudilik, tekelciliği ve toleranssızlığı yüzünden toleranslı çoktanrıcı inançlılar tarafından her zaman kuşkuyla karşılanmış ama yaşanan kanlı savaşlar bile bu dinin yasaklanması gereğini ortaya koymamıştı.

Yahudi dininin bir tarikatı olarak Hıristiyanlık da aynı toleranslı ortamdan yararlanabilirdi; yeter ki Roma dinine saygılı olsun.

Reformcu bir Yahudi mezhebi olduğu sanılan Hıristiyanlık tüm insanlara seslenmeye başlayıp, Roma toplumunun gelenekleri ve temelleri ile çatışınca, şiddetle yadsındı. Hıristiyanlığın, yabancı tanrıları “yalancı tanrılar”, İmparator Kültü’e katılmayı “küfür ve putataparlık” sayan, üstelik aşağılayan toleranssız tutumu, Roma’nın siyasal toleranssızlığını kışkırttı.

Roma imparatorlarından Neron, Domitianus ve Trajanus’un dönemlerinde, Hıristiyan olmanın ölümle cezalandırılan bir suç sayıldığı görülür. Ancak bu, tarihin tek bir döneminde görülmüş, süreklilik göstermiş bir olgu değildir. Sadece o imparatorların hükümdarlık dönemine özgü kalmıştır.

Yabancı dinler, resmi Roma Kültü’nün yerine geçmeye kalkışmayıp, birbirleriyle de barış içinde yaşadıkları sürece Roma’dan yalnızca tolerans gördü. Bu kültlere zaman zaman birtakım müdahalelerde bulunulduğu olmuştu ama bunlar önemli sayılmaz. Örneğin Kybele ve İsis kültlerinin bazı ritüelik uygulamaları kimi devlet yetkililerince yasaklanmıştı. Roma sınırları içerisinde özellikle İtalya Yarımadası’nda en hor görülüp, Romalıların en bayağı saydıkları, İsis ve Serapis kültleriydi. Bunların tapınakları kapatıldı; inançlıları Roma ve İtalya’dan göçe zorlandı. Buna karşın kısa bir süre sonra, özellikle İmparator Augustos’un Mısır seferinin ardından, Tiberius dönemine kadar bu inanç sistemleri de Roma’da serbest bırakıldı.

1. yüzyılın tarihçilerinden Titus Livius’a göre; Kybele ve Asklepios gibi Anadolu tanrıları da Capitolium’daki oturumlarda -elçiler aracılığıyla da olsa- temsil edilmiş.

İmparator Claudius, antik Kelt inancına bağlanmış Druidlerin kanlı insan kurbanlarını yasaklamıştı ama Druid rahiplerinin yargılanarak cezalandırılması yoluna gidilmemişti. Bu toleranslı ortamdan büyük oranda yararlanan Druidler, Paganizmin tümüyle ortadan kalktığı tarihe kadar Galya ve Roma’da sessiz sakin ama gölgeye çekilerek ezoterik bir yapılanma içinde varlıklarını sürdürdü. (Kaynak: Fernand Pelloutier, “Histoire de Celtes”)

Her şeye karşın Romalılar, yabancı ulusların tanrılarının da “gerçek tanrılar” olduğu ilkesinden şaşmadılar. Yeter ki onlar da Roma tanrılarını tanısın... Bu da aslında zorunlu tutulmamıştı ama yeter ki Roma’nın tanrılarına karşı çıkılmasın ve yadsınmalarına kalkışılmasın.



Peki ya Hıristiyanlığın bakışı… İşte o zaman işler karışıyor.


« Son Düzenleme: Aralık 10, 2009, 01:03:44 ÖS Gönderen: skullG »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
4 Yanıt
2913 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 27, 2009, 10:58:11 ÖÖ
Gönderen: Prenses Isabella
0 Yanıt
1417 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 26, 2009, 04:18:57 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1304 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 28, 2009, 03:40:31 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1811 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 08, 2009, 12:24:17 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1496 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 09, 2009, 12:42:14 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1601 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 11, 2009, 03:02:13 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1302 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 12, 2009, 12:43:46 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1448 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 13, 2009, 08:36:06 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1836 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 14, 2009, 03:17:33 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1383 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 15, 2009, 02:00:26 ÖS
Gönderen: ADAM